30 Ağustos 2014 Cumartesi



Üstümüze doğru gelen ve negatif anlamda da bizlerle içiçe olan kültürle çatışma halinde olan bir medeniyet sözkonusu. İlk bakışta pozitif gibi görünen bu medeniyet her türlü sorumuza cevabı hazır bir şekilde sevgi ve hoşgörü yaklaşımlarını süreçlemektedir.



Onları eleştirmeye çalışan, akılcı kişiler olduğu kesin ancak bu akılcı kişiler çoğunlukla düşünsel çıkarımlarını kendi iç dünyalarının dışına çıkarmamaktadırlar.



Kişilerde bir aşağılık kompleksi oluşturma yaklaşımlarını fırsatçı bir siyasetle pozitif ifadelerininin aralarına, her mesajlarında değil ama bazı mesajlarında yerleştirmişler. Bu durumda şöyle bir söylemi örneklersem '' sizlerin şimdiniz ve geleceğiniz bizim elimizdedir'' gibi bir ifadeyi dillendiriyorlar.



Çoğunluk onlara uyumlanarak, onların hayat felsefelerini yaşayacaktır. Türlü gruplaşmalar olsa da, gruplar temelde aynı kültürün çeşitlendirilerek yaşama uygulanması olacaktır.



Negatif olan ancak pozitif görünen Ra yaklaşımı şu anda ilgi görmekte, negatiftir çünkü, pozitif bazı davranışlar göstermenin dışında bir pozitifliği özellik olarak sinelerinde taşımamaktadır. Bu yaklaşım geleceğin dini yaşamının kısmi temellerine yardım etmektedirler. Yakın gelecekte, gerçek pozitiflik, Müslümanlık'la anlaşılacaktır. Ra yaklaşımı da evrendeki en büyük din olan paganizmin bir fonksiyonundan başka birşey değildir.



Dikkat ederseniz, mevcut olan ve çoğunluğun kabul edeceği tanrı kavramında tek bir tanrı yerine ilahlardan oluşan bir onlar kavramı var. Bu onlar kavramı onların ''biz'' dedikleri bir büyük tanrısal teşkilatlanmayı ifade eder.



Başta tek bir baş ilah olup buna allah demek mantıklı gibi görünse de, asıl allah kavramları tüm ilahların oluşturduğu ''biz'' dedikleri teşkilatın adıdır.


Eğer en altlarda olan bir ilaha karşı gelirsen tüm teşkilata karşı gelmiş olursun böylelikle Allaha karşı gelmiş olursunuz.



Allah kavramı onlarda ve genel uygulamada da, binlerce başı olan ve her başın kendi özgür iradesine sahip olduğu, büyük bir kitleyi ifade eder.



Biz ifadesi başka kapsamlarda da kullanılır. Bunlardan biri de ilahlar ve bu ilahlara bağlı olan her kişiyi ifade eden bir ''biz'' kavramıdır. Ama bu çoğunluğun merkezi ve ayakta tutan gücü, merkez teşkilat olan ilahlardır.

Burada ki, Allahın, Gerçek Allah ile ilgisi yoktur.

caserbix


Zorluklar ne kadar büyük olursa olsun, sorunlar ne kadar aşılamaz gibi görünse de; kendimize edineceğimiz bir ya da birkaç prensip ile bu zorlukların üstesinden gelebiliriz. Kişi, prensip edindiğinde, bünye, buna paralel otomatik olarak tepki vermeye başlar ve davranışlarınızda ki değişim ve gelişimde kolay olur (bu durum, insana yabancı değildir).

Medyada, internette, sokaktaki reklamlarda vs. ortaya konulmaya çalışılan bir şartlandırmalar bombardımanı ile karşı karşıyayız. 25. kare tekniğiyle toplumların yönlendirilmesi, şarkıların ters akışına yerleştirilen subliminal mesajlar, yine müzik parçalarının içine yerleştirilen kulağın algılayamadığı subliminal mesajlar, çeşitli sözel ve yazılı propagandalar ile kendi bilincimizin dışında bilinçaltlarımıza zorlamalar yapılmaktadır.

Ayrıca manyetik dalgalarla gerek teknolojik temelli gerekse zihin kaynaklı yönlendirmeler ve şartlandırmaların varlığı bir fenomen haline gelmeye başladı.

Elektronik eşyalardan yayılan radyasyon da sağlığımızı tehdit etmekte.

Dikkat edilmesi gereken, bazı manyetik dalgaların varlığıdır. Çevremizden bize yönelmiş bu etkilerin geldikleri kaynaklara karşı, bizlerin bir korunma, gerekirse bir savunma içine girme zorunluluğumuz ortaya çıkıyor.

Bizlerde, bir yöntemi kendimize kural edinmeliyiz.

Lütfen şimdi yazacaklarımı küçümsemeyin!

BİZLERDE KENDİ MANYETİK ALANLARIMIZI OLUŞTURARAK BU MANYETİK ALANIMIZI SÜREÇLEMELİYİZ.

SÖYLENEN BİR SÖZ HEM KENDİ ENERJİSİNİ OLUŞTUDUĞU GİBİ, O SÖZE EŞLİK EDEN MANYETİK DALGAYI VE ENERJİYİ DE EVRENE YAYARIZ.

BU SEBEPLE İNSANA ÇOK YAKIN OLAN ANCAK ÇOK İYİ BİLDİĞİMİZ BİRŞEY OLUP BİZE UNUTTURULAN, HAYATİ BİR YÖNTEMİ HATIRLATMAK İSTİYORUM.

SEÇTİĞİNİZ BİR SÖZÜ, OLUMLAMAYI, MANTRAYI, ZİKRİ, DUAYI (SEÇİM SİZE KALMIŞ) SÜREKLİ TEKRAR ETMEK.

BU İFADE NE İSE, O İFADENİN ENERJİSİNİ OLUŞTURDUĞUNUZ GİBİ, İFADENİN MANYETİK DALGASINI VE ENERJİSİNİ DE EVRENE YAYARIZ, İFADEYE PARALEL OLARAK BEDENİNİZ VE TÜM OLARAK VARLIĞINIZ GELİŞİR, VARLIĞINIZ OTOMATİK OLARAK BU İFADEYE GÖRE TEPKİ GÖSTERİR. BÖYLELİKLE HEM KENDİNİZ HEMDE BAŞKALARINA YARARLI OLURSUNUZ.

BURADA, SÜREKLİ OLARAK ORTAYA KOYDUĞUNUZ DİNAMİZM SEBEBİYLE, ELBETTE TEKRARLANACAK İFADENİN DE SEÇİMİNE UYGUN OLARAK, ÇEVRESEL SALDIRILARA KARŞI BİR KORUNMA VE KARŞI YANIT ORTAYA KOYARSINIZ.

ÖRNEĞİN; ''GÜVENDEYİM, SAĞLIKLIYIM VE ÖZGÜRÜM'' İFADESİNİN SÜREKLİ TEKRARI, BEDENİNİZİN BU KONUDA HER TÜRLÜ GERÇEKLEŞTİRİMİNİ ORTAYA KOYMASINA SEBEP OLACAKTIR.

İFADELER İÇİN, HAYAL GÜCÜNÜZÜ ZORLAYIN ANCAK SÜREKLİLİKTE KARARLI OLUN.

Ben bu farkındalığı amatörce açıklamaya çalıştım. Bu konunun, profesyonel kişilerce, geleceğimiz ve şimdimiz için en iyi şekilde anlatılması ve bu yöntemin geliştirilmesi gerekiyor, belki de şart.


caserbix

22 Ağustos 2014 Cuma

20/08/2014-Çarşamba



(Bu yazdıklarım fantastik roman gibi ama değil, komplo teorisi  gibi ama değil, çünkü bu yazdıklarım deneyimseldir.)

Ruh konusunda bazı sapmalar sözkonusudur. Bu sapmalar büyük bir adaletsizliğide gerçekleştirmekteler. Bu adaletsizlikler, egemenlik için bilerek yapılıyor.



Herkes ilk önce yüksek varlıkların düşünce ve hayallerinde var olup daha sonra bu hayaller holografik olarak dışta belirmeye başlarlar. Bu yüksek varlıklar hayallerini gerçekleştirirken iki farklı boyutsallıkta varlıkla karşı karşıyadırlar. Birinci tür olan varlık tulpa denilen sadece kişiye özel olan ve kişiye bağlılığı sonsuz olan varlıklardır. İkinci tür varlıklar yansıma varlıklardır.



Tulpalar kendilerini yaratanın özgün bir fonksiyonu olarak, tamamen apayrı olarak kendi özgünlüğü olan, yardımcı ve kişiye sineden bağlı varlıklardır.



Asli varlıklar ise pek çok sebebin sonucudur. Bu sebeplerin en başında kişisel varoluş tepkiselliği gelir. Diğerlerinden biri, yüksek varlıkların bir yada birkaçının hayallerinin holografik olarak evrende belirmesidir. İşte burada bir hata yapılmakta ve üstün varlık asli varlığı kendisinin yarattığını iddia etmekte, oysa onların oluşturduğu hologramlar asli kişinin orjini olmadığı gibi sadece asli kişinin var olma sebeplerindendir. Daha başka çok sebep var, doğanın sebepleri var, toplumsal sebepler var, hayata karşı tutumlarla ilgili sebepler var vs...



Asli varlığın orjini dahi sadece kendi kişisel varoluşuna bağlı bir asli yaratılış olarak kendini gerçekleştirmekte ve o yüksek varlıkların holografik dışavurumları sadece sebep olma özelliği taşımaktadır.



Örneğin, bir yüksek varlık, kendine bir koruma yaratacak ve bunun hayalini holografik olarak gerçekleştirdi diyelim ve sonra ortaya bir yoğunluk çıkıyor ve bu yoğunluk bir robotik insansı olsun. İşte bu noktada yüksek varlık oluşan robotik insansının kendi holografik yansıtmasının orjin olduğu yapı zannederek hareket ediyor ve ona ruh veriyor. O varlık bir zaman sonra gereksiz dirençler gösterdiğinde yüksek varlık onu isyanla ve düzen bozmakla suçluyor. Oysa kendi yarattığı hologramı kaybolduğu anda o asli varlık ortaya çıkıverdi.



Asli varlıklar tulpa yaratabilme potansiyeline sahiptirler ama tulpalar ancak kendi ikiz yansımalarını yaratabilirler, tulpa yaratamazlar.



Şeytanlar vardır bir de demonlar vardır. Demonlarda tulpalardır ve şeytanların tulpalarıdır. Meleklerde öyledir tulpalardır. Bir tanrıça “biz” dediğinde ben ve yansımalarım ve tulpa olan melek yardımcılarım demek istiyor olabilir. Zamanımızda, onlar melekleri ifade ederken bazen ilahi parçalar olarak gösteriliyor doğrudur.



Örneğin bir melek, ilahi olanın dürüstlük sıfatını temsil ediyorsa o melek o ilah denilen kişinin dürüstlük asli görevsellikle yarattığı fonksiyon tulpasıdır.



Demonlar ve melekler birbirlerine karşıt olabildiği gibi bir tanrıça yada tanrının farklı farklı fonksiyonları da olabilirler. Bu anlamada melekler ve demonlar ortak şekilde çalışarak görevsel ayırımlara gidebilirler. Bu mümkündür en azından ana tanrıça bunu yapabilir belki de yapıyordur. Pozitif demonlar ve pozitif melekler... Ancak baş Tanrıça yani ana tanrıça kendinden iki yansıma oluşturarak negatiflerin ve pozitiflerin isteklerine cevap verebilir. Ama bunun yerine onlar pozitif ve negatif ilahlar olarak kendilerini gerçekleştiren asli varlıklardır. İlk yaratıcı dedikleri baş tanrıça ise pozitiftir ancak kendi hemen altında bir başka pozitif tanrıçaya denk olan negatif yani korkudan beslenmeyi ilke edinmiş bir tanrıça vardır. Bu tanrıça ve diğer korkudan beslenen ilahlar? ikinci kutbu ve diğer yolu meydana getirdiler.



Tulpa konusu ve asli varlık konusu ve İlk Yaratıcı konusu ruh ile ilgili yapılan adaletsizliklerle bağlantılıdır.



Bir asli varlık başka bir asli varlığı yarattığını zannederek ona bir ruh ulamaya çalışarak ve kişiyi kendine mecbur bırakarak dönüşüme zorlamaktadır. Kişinin karşı çıkışlarının gereksiz sapmalar olduğu kanısıyla dönüşürek kendine bir mutlak uydu haline gelmesine baskı yapmaktadırlar. Burada kişinin özgür iradesini hiçe sayarak kendi varoluşuyla ilgisiz bir görevselliğe zorlamaktadırlar.



Oysa yaratttığını zannettiği asli varlıkla kendi tulpalarını karşılaştırdığında, tulpaların uyumunun mükemmeliği karşısında, asli varlığın direnip durması dikkat çekmeli, asli kişinin muhalefet etmekte ısrarı ciddiye alınmalı.



İlk Yaratıcıyı farkeden bir kişi burada ki farklılığa saygı duyar ama kendini ilah gören ve İlk Yaratıcıdan haberdar olmayan kişi ise asli varlığı kendine uydu olmaya zorlayarak zedeleyebilir ve köleleştirebilir.



Ruh konusuna gelirsek. Asli varlıkta, İlk Yaratıcının yaratacağı ruh yerine yüksek denen bir varlığın yaratacağı ruh asli varlığa eziyet edecektir. Ne zamana kadar? Asli varlık pes ederek yüksek varlığa teslim oluncaya kadar.



Ancak bu mutlak teslimiyet değildir. Mutlak teslimiyet ancak İlk Yaratıcının asli varlığın ruhunu yaratması ve asli varlığında, bu ruh yerine, yüksek varlığın kendisinde ruh yaratmasını talep etmesiyle veya niyet etmesiyle olur. Örneğin İlk Yaratıcıdan habersiz bir tanrıçanın kendi ruhunu yaratmasını istediğinde asli varlık bir uyduya dönüşmeye başlar. Oysa ki İlk yaratıcı açısından, özgür ve özgün müstakil bir varlık olman istendiği halde...



Burada ki, İlk Yaratıcıdan habersiz olan ya da İlk Yaratıcıya başkaldırmış tanrıça ve tanrıların ruh yaratarak kişileri asli varlık olma özgünlüğünden dönüştürerek kendilerine uydu yapmaları bir adaletsizliktir.



Ayrıca, bir kişi kendi ruhunu yaratıp, Yaratıcının yarattığı ruhu bu ruhta bütünleştirebilir veya sadece kendi yarattığı bir ruha sahipte olabilir. Kişi, ikincisini bir ilaha inanması gerekmediğine inandığı için yapar.

caserbix

20/08/2014-Çarşamba



Ben isyankarım ve kendime zulmediyorum ya da tamamen haklıyım. Herşeyin bir nedeni vardır, her şeyde bir hayır vardır, olumlu görmek lazım gibi sözleri bana sarfederken, dünyada ki yapılan o vicdansız zulümlerin kendi başlarına geldiğinde ne tepki göstereceklerini merak ediyorum. Bende ki bu tedirgin bir şekilde, İlahi olandan yardım istediğimde yaptığım diklenişin meşruluğunu o zaman daha iyi anlarlar. Ama sevgi olsun, iyilik olsun, herkes mutlu ve rahatlık içinde yaşasın, kimsenin başına kötülük gelmesin.



Hayır, büyük bir katliam yapılıyor, çocuklar acımasızca öldürülüyor.Hayvanlara yapılan zorbalıklara ise yürek dayanmaz. Kendine bir seviye belirlemiş olan faşist gizli örgütler yeni bir dünya için öldürmeyi meşru görüyor. Binbir türlü siyaset, binbir türlü oyun hangi birini anlatayım. Üstelik bunları yaparken metafiziksel güçleri kullanmayı asli bir davranış haline getirmişler. İnsanları, uzaktan telkinlerle, hipnozla, teknolojik hilelerle vs. standartlaştırdıkları gibi düzenlerine, farkındalığı olmayan köleler olarak adapte ediyorlar. Temel ihtiyaçları karşılayan bir sistem her zaman yükselmeye müsaittir. Peki diğer şeyler, ruhsal gelişimle ilgili bir sürü kazanım ne olacak.Hayatın kalitelisi, hayatın hakkını verecek bir düzen ne zaman ortaya çıkacak. Bireylerin binbir türlü hassasiyetlerini sorun edecek medeniyete ne zaman ulaşılacak. O özlenen çağdaş kozmik yaşam ne zaman gerçekleşecek.



Tüm bunlara karşın istediğimi elde edemeyince ortaya koyduğum isyankar tavır anormal mi sizce?.



Sizin yerinize düşünen ve kararlar veren gruplar, din adamları, grular, şeyhler sanki benim hayatımı bir kenardan onlar da yaşıyormuş gibi küstahca bunları yaparken aslında ne kadar mantıksız ve negatif bir davranış sergilediklerinin farkında da değiller. Üstelik, yaptıklarını iyi bir erdem gibi görüyorlar.



Varmı ki, bir kişiye en ileri dereceden de ileri tam bir özgürlük tanırken aynı zamanda da başka hayatlara saygıyı süreçleyen ve gelişimi asli bir davranış olarak bilen bir çağdaş düzen.



İlginçtir ki, herşeyin oluştuduğu tüm olarak bütün bir hayat aslında çağdaştır. Çağdaş olmayan ise evrensellikten yoksun olarak bu muhteşem hayat düzeni içinde düzen oluşturup diğer herkesi bu kurdukları düzene mecbur bırakmaya çalışmak gayreti en çok yapılan şeydir.



Bu herşeyi ifade eden hayatın çağdaş oluşu durumu, farkedilmesi gereken yüksek bir farkındalıktır. Herşeyin kontrolünü sağlayamamak aynı zamanda herşeyin en kararlı haline gelme çabasını da serbest bırakır. Ya da şöyle diyeyim, herşeyi kontrol altında tutmak imkansızdır.



Bu farkındalıkta bir çıkış var, burada bir aydınlanma var, burada bir toplum ya da bir toplum bireyi olabilmemiz için bir anahtar var, burada tüm evrenler genişliğinde toplumsal farkındalıklar oluşturabilmemiz için bir anlam var.



Hangi inanç ya da görüşte olursak olalım, evrensel bir toplumun bireyi olma halinde yaşamak ne demektir sorusunun cevabı çoğunlukla metafiziktir. 

caserbix

17 Ağustos 2014 Pazar

17/08/2014-Pazar

Gerçekliği nasıl hissedeceğiniz konusunda size şunu söyleyeyim. O bilgiler, bakmayı ummadığın bir yerde, kendinde. O bilgiler şartlandırmalardan ve dini dogmalardan kurtulup, kendin olarak, kendinizi yaşayarak düşüncelerinizi özgür bırakarak, çok çok iyi bildiğiniz ve kendi kişisel özgün özünüze ait olan bilgilerdir.

Şöyle demek ne güzel; Sen bana ne olduğumu söylüyorsun ama sen benim varoluşumda ya da hayatımda kimsin ki?

Yol kendi kişisel yolundur, kendi öz yolundur. Ne kadar var varsa o kadar yol var. İyilik yaparsın kötülük yaparsın ama sen sen olursun. Bir grupta grubun elemanı olman demek o gruptan kazanımların ve paylaşımların ve uyumun anlamına gelir ve gerçekte sen daha içte tüm evren toplumunun bir bireyisin ve daha en içte yani özde sen kendinsin.

Birileri size kendilerinin tek yol olduğunu söylüyorsa. Birileri size kendilerinin kurtuluşun anahtarlarını taşıdıklarını söylüyorlarsa. Birileri kıyamet tellalığı yapıyorsa, birşeyler dikte etmeye çalışıyorsa, orbalıkla, bazı kurallara mecbur bırakmaya çalışıyorsa, ister sevgi ister adaletten dem vursunlar hiç önemli değil, onlardan uzak durun. Birileri kendilerine mecburiyetinizi en pozitif ifadelerle vurguluyorsa da...

Hayatta, kozmosta (doğal ve doğal-sosyal bir akış) bir düzen olmadığını söyleyenler hep zarar verdiler.

Hayat yaşamak içindir bu kadar basit.


Eğer birileri özgürlükçülükten haz almıyorsa, doğallık ve dürüst ve hoşgörüyü birarada kullanmaktan kaçıyorsa. Onlardan uzak durun.

Varlıkta herkes için mutlu bir hayat olduğu gibi ortak prensiplerle adaletli ve normal ve gerçekçi bir toplumsal hayat sürülebilir.

Toplum bireylerden oluşur, toplum bir yığın değildir, bir yığınsa toplum değildir vs...

caserbix

17/08/2014-Pazar

Bu yazdıklarım, başkalarına pozitif anlamda neler kazandıracak pek fikrim yok. İnsan derin bir mevzu, bilemem. Ama başınıza bir dert alırsınız onu söyleyeyim. Onurlu bir dert...

Gerçeklik algısı için her zaman 3 sınır karşınıza çıkar. 3. sınırı geçtiğinizde gerçeklik algısı da oluşmuş demektir. Tek bir kavramın ya da nesnenin gerçeklik algısı diğer bütün şeylerin algılanmasına doğru hızla genişler ve derinleşir.

Oyun içinde oyun vardır. Bir matrixin içinde bir oyun ve bu oyunun içinde de bir oyun vardır. Aslında en içte ki oyun, oyun kurucuları da kapsamış bir biçimde asli oyuna bağlı devinir.

Burada ki asli oyun, yani matrixin kendi oyunu, oyunda ki herkesin kendi özgür iradeleriyle kendi komünselliklerinde rahat etmesi için konulmuş bir eşlik etmedir. Yani bu bir ceza ya da azap değil, gerçek hayatın verdiği doğal bir tepkidir.

İlk olarak 1. oyundan çıkarız ve oyundan çıktığımızda " artık oyunda değilsin vb" bir ifadeyle seni karşılarlar. Ancak sen o zaman asli  oyuna yani gerçek sanılan o ustaca olan tiyatral tepkiye bağlısındır.

İlginç olan beklediğiniz gibi bir ortamla da karşılaşmazsınız. Yine kurallar dayatılır, aidiyetlikler dayatılır, mutlu değilsen de sanki bir makinayı onarır gibi sana mutluluk perçinlemeye çalışırlar.

Asli oyunda olduğunuzu nasıl anlarsınız? Zaten iç oyun belli, deniyor "bu bir oyun" vb. diye...

Bütün şartlandırmalardan ve dinsel şartlandırmalardan sıyrılıp özgür bir akılla, kendin olarak ve kendince, kendini yaşamak kararı ve niyetiyle, İlk Yaratıcıya yönelmek.

Bu kişisel olarak özel çaba gerektirir. Eğer Yaratıcının lütfu olsaydı adaletsizlik olurdu.

Bu konuda en iyi yöntem olumlama ve bazı prensipler edinmek ve varlık hakkında ki sınır tespitlerdir. Bunları olumlam dizini şeklinde de belirtebilirsiniz.

Burada dikkat edilecek konu ise istediğiniz durum için mevcut olumlamanıza başka sözcüklerle kesin anlam ve hedef kazandırmanızdır.

Şöyle örnek vereyim:

Ben İlk olan ve akıl sahibi gerçek ilk yaratıcının varlığını sonsuza dek kabul ediyorum ve onaylıyorum.
Düşüncelerim gerçekten özgür.
Gerçek gerçek hayat. Asli gerçek hayat. Sahici gerçek hayat. Mutlak gerçek hayat.
Gerçek en İlk olan Yaratıcı.

Varlık hakkında ki sınır tespitlere örnek gerekirse:

Varlığı olduğu gibi kabul etmek kötülüğü kabul etmek anlamına gelmez. Burada, varlıktakilerin varlığını yani mevcut oluşunu kabul ediyorsunuz.

Her şeyin bütünde bir işlevi var, iyininde kötününde...

Prensip olarak, her inanç sahibinin mutluluğunu, hayrını belirtmek iyi olur. Prensipler size kalmış.

caserbix