(Bu yazdıklarım fantastik roman gibi ama değil, komplo teorisi gibi ama değil, çünkü bu yazdıklarım deneyimseldir.)
Ruh konusunda
bazı sapmalar sözkonusudur. Bu sapmalar büyük bir adaletsizliğide
gerçekleştirmekteler. Bu adaletsizlikler, egemenlik için bilerek yapılıyor.
Herkes ilk önce
yüksek varlıkların düşünce ve hayallerinde var olup daha sonra bu hayaller
holografik olarak dışta belirmeye başlarlar. Bu yüksek varlıklar hayallerini
gerçekleştirirken iki farklı boyutsallıkta varlıkla karşı karşıyadırlar.
Birinci tür olan varlık tulpa denilen sadece kişiye özel olan ve kişiye
bağlılığı sonsuz olan varlıklardır. İkinci tür varlıklar yansıma varlıklardır.
Tulpalar
kendilerini yaratanın özgün bir fonksiyonu olarak, tamamen apayrı olarak kendi
özgünlüğü olan, yardımcı ve kişiye sineden bağlı varlıklardır.
Asli varlıklar
ise pek çok sebebin sonucudur. Bu sebeplerin en başında kişisel varoluş
tepkiselliği gelir. Diğerlerinden biri, yüksek varlıkların bir yada birkaçının hayallerinin
holografik olarak evrende belirmesidir. İşte burada bir hata yapılmakta ve
üstün varlık asli varlığı kendisinin yarattığını iddia etmekte, oysa onların
oluşturduğu hologramlar asli kişinin orjini olmadığı gibi sadece asli kişinin var
olma sebeplerindendir. Daha başka çok sebep var, doğanın sebepleri var, toplumsal
sebepler var, hayata karşı tutumlarla ilgili sebepler var vs...
Asli varlığın
orjini dahi sadece kendi kişisel varoluşuna bağlı bir asli yaratılış olarak
kendini gerçekleştirmekte ve o yüksek varlıkların holografik dışavurumları
sadece sebep olma özelliği taşımaktadır.
Örneğin, bir
yüksek varlık, kendine bir koruma yaratacak ve bunun hayalini holografik olarak
gerçekleştirdi diyelim ve sonra ortaya bir yoğunluk çıkıyor ve bu yoğunluk bir
robotik insansı olsun. İşte bu noktada yüksek varlık oluşan robotik insansının
kendi holografik yansıtmasının orjin olduğu yapı zannederek hareket ediyor ve ona
ruh veriyor. O varlık bir zaman sonra gereksiz dirençler gösterdiğinde yüksek
varlık onu isyanla ve düzen bozmakla suçluyor. Oysa kendi yarattığı hologramı
kaybolduğu anda o asli varlık ortaya çıkıverdi.
Asli varlıklar
tulpa yaratabilme potansiyeline sahiptirler ama tulpalar ancak kendi ikiz
yansımalarını yaratabilirler, tulpa yaratamazlar.
Şeytanlar vardır
bir de demonlar vardır. Demonlarda tulpalardır ve şeytanların tulpalarıdır.
Meleklerde öyledir tulpalardır. Bir tanrıça “biz” dediğinde ben ve yansımalarım
ve tulpa olan melek yardımcılarım demek istiyor olabilir. Zamanımızda, onlar melekleri
ifade ederken bazen ilahi parçalar olarak gösteriliyor doğrudur.
Örneğin bir
melek, ilahi olanın dürüstlük sıfatını temsil ediyorsa o melek o ilah denilen
kişinin dürüstlük asli görevsellikle yarattığı fonksiyon tulpasıdır.
Demonlar ve
melekler birbirlerine karşıt olabildiği gibi bir tanrıça yada tanrının farklı
farklı fonksiyonları da olabilirler. Bu anlamada melekler ve demonlar ortak
şekilde çalışarak görevsel ayırımlara gidebilirler. Bu mümkündür en azından ana
tanrıça bunu yapabilir belki de yapıyordur. Pozitif demonlar ve pozitif
melekler... Ancak baş Tanrıça yani ana tanrıça kendinden iki yansıma
oluşturarak negatiflerin ve pozitiflerin isteklerine cevap verebilir. Ama bunun
yerine onlar pozitif ve negatif ilahlar olarak kendilerini gerçekleştiren asli
varlıklardır. İlk yaratıcı dedikleri baş tanrıça ise pozitiftir ancak kendi
hemen altında bir başka pozitif tanrıçaya denk olan negatif yani korkudan
beslenmeyi ilke edinmiş bir tanrıça vardır. Bu tanrıça ve diğer korkudan
beslenen ilahlar? ikinci kutbu ve diğer yolu meydana getirdiler.
Tulpa konusu ve
asli varlık konusu ve İlk Yaratıcı konusu ruh ile ilgili yapılan
adaletsizliklerle bağlantılıdır.
Bir asli varlık
başka bir asli varlığı yarattığını zannederek ona bir ruh ulamaya çalışarak ve
kişiyi kendine mecbur bırakarak dönüşüme zorlamaktadır. Kişinin karşı
çıkışlarının gereksiz sapmalar olduğu kanısıyla dönüşürek kendine bir mutlak
uydu haline gelmesine baskı yapmaktadırlar. Burada kişinin özgür iradesini hiçe
sayarak kendi varoluşuyla ilgisiz bir görevselliğe zorlamaktadırlar.
Oysa yaratttığını
zannettiği asli varlıkla kendi tulpalarını karşılaştırdığında, tulpaların
uyumunun mükemmeliği karşısında, asli varlığın direnip durması dikkat çekmeli,
asli kişinin muhalefet etmekte ısrarı ciddiye alınmalı.
İlk Yaratıcıyı
farkeden bir kişi burada ki farklılığa saygı duyar ama kendini ilah gören ve İlk Yaratıcıdan haberdar olmayan kişi ise asli varlığı kendine uydu olmaya
zorlayarak zedeleyebilir ve köleleştirebilir.
Ruh konusuna
gelirsek. Asli varlıkta, İlk Yaratıcının yaratacağı ruh yerine yüksek denen bir
varlığın yaratacağı ruh asli varlığa eziyet edecektir. Ne zamana kadar? Asli
varlık pes ederek yüksek varlığa teslim oluncaya kadar.
Ancak bu mutlak
teslimiyet değildir. Mutlak teslimiyet ancak İlk Yaratıcının asli varlığın
ruhunu yaratması ve asli varlığında, bu ruh yerine, yüksek varlığın kendisinde
ruh yaratmasını talep etmesiyle veya niyet etmesiyle olur. Örneğin İlk Yaratıcıdan habersiz bir tanrıçanın kendi ruhunu yaratmasını istediğinde asli
varlık bir uyduya dönüşmeye başlar. Oysa ki İlk yaratıcı açısından, özgür ve
özgün müstakil bir varlık olman istendiği halde...
Burada ki, İlk
Yaratıcıdan habersiz olan ya da İlk Yaratıcıya başkaldırmış tanrıça ve tanrıların
ruh yaratarak kişileri asli varlık olma özgünlüğünden dönüştürerek kendilerine
uydu yapmaları bir adaletsizliktir.
Ayrıca, bir kişi
kendi ruhunu yaratıp, Yaratıcının yarattığı ruhu bu ruhta bütünleştirebilir
veya sadece kendi yarattığı bir ruha sahipte olabilir. Kişi, ikincisini bir ilaha
inanması gerekmediğine inandığı için yapar.
caserbix