29 Temmuz 2014 Salı

29/07/2014-Pazartesi

Bu yansıma konusu o kadar önemlidir ki, yerleşik çağdaş hayatın öncelikli dinamiklerinden biridir.

İki türlü kişilik vardır, bazı kişiler hayatın içinden, hissederek, yaşayarak, gözlemleyerek, toplumun bir bireyi olarak, düşünerek, aklıcı bir biçimde sonuçlar çıkaran gerçek hayat kişileridir (oyunda ve normal hayatta). Diğerlerinin çoğu ise önüne hazır bilgiler gelen, saraylara bağlı ve bağımlı faşist iktidar beslemeleridir.

O iktidarlar, sömürgecilik üzerine kurulmuştur ve evrensel anlamda ki yönetim bunların elindedir. Cicili bicili tahtlarında, kişileri inisiye etmekle meşgul oldukları gibi kaosun adaletinide süreçlemeye çalışırlar. 

Uyanmak için kendin olmak ve kendini yaşamak gerekir. Ve bir de şu tavır lazım, "iyilik ya da kötülük desemde benim asıl yolum kendi kişisel yolumdur". Bu yol hep üçüncüdür. Yine iyilik yap, yine iyilik yolundayım de ama kendin ol. İşte bu durum onların hiç işine gelmez. Buna verecek cevapları yok mu zannediyorsunuz. Elbette özgürce kendini kendince gerçekleştirmelisinizdir onlara göre ama yinede bir taraftan hiyerarşiye muhtaç olduğunuz için sorun yoktur. Zaten zamanı gelince birşeyleri ya da kendini kurban vereceksindir ve dönüşeceksindir, parça olmaya dönüşeceksindir. Böylelikle birey değil parça olarak sen sensindir.

Bu iktidar budalaları, bazı yaşamsal yardımcı kuvvetlerimizin varlığını sır gibi saklarlar. Kendi hegomonyalarına köle olduğunuzda bu sırları bedeller ödeterek farkettirirler. İşte bunlardan biride kişilerde hatta her canlı ve cansız varlıkta olan yansıma sistemleridir. Bu sisteme şimdi hologram diyorlar. Ancak hologram tehlikeli bir sözcüktür çünkü mekanik veya elektromekanik veya robotik bünyeleri çağrıştırır ve destekler. Yansıma, yansıtma gibi sözcükler canlı ve geneldir. Tecelli dedikleri şeyin aslı yansımadır mesela ama bu onlarda, tanrısal bir olay. Bu tecelli olayına astralde yansıma da derler.

Yansıma, yansıtma... sırasıyla daha gelişmişliği ifade eder.

caserbix

29/07/2014-Pazartesi

İlk Yaratıcıyı hissetmek ve Onunla iletişim halinde olmak için her şeyden önce evreni olduğu gibi ifade etmeye çalışmalı. Dürüstlük, samimiyet, gerçekçilik ve ilgili diğer değerlere sahip olmanında, bu değerleri anlamlandırıp hissedebilmeninde şartı budur. Bu durum herkesi sevmek gayreti gerektirir. Herkesi sevmek ise sevmek için sebepler bularak bu sebepleri kendi somut denilen yaşamımızla bağdaştırmakla olur.

İlk Yaratıcı; ben ilahım, tanrıyım, tanrıçayım diyenlerin de bir problemidir. En azından onlar, ilk yaratıcıya benzeşmeye çalışarak, sunumlarını mükemmelleştirmeye uğraşıyorlar. Milyarlarca yıldır çok aşama kaydettikleri düşünülebilir. Berbat bir taklit.

Pagan inancı o kadar geniş bir kapsama sahiptir ki, kutsal denilen kitaplar ve dinler hepsi bu paganizmin bir meyvesidir. Paganzimin iki kutbu var. Pozitif ve negatif kutuplar ama bu iki kutupta da hakim olan şey deccal tanrıçalar/deccal tanrılar tapımıdır.

Güneş sisteminin tanrısı bellidir ama tanrıçası kimdir? 

Samanyolu galaksisinin tanrısı nerede acaba, belki de samanyolunun tanrıları var yani ortak bir yüksek heyet yönetimi var. Kanal mesajlarından bir yüksek heyete işaret var ama kesinlik yok.

Hiyerarşide, her güneş sistemi gibi sitemin yani planetin bir tanrısı var. Buna göre bir galakside çok tanrı ya da tanrıça hakim.

Ancak, bu tanrıçalar ve tanrıların ilk yaratıcıyla bağlantıları var mı? Pleiades mesajlarında İlk Yaratıcıdan habersiz olduklarını bildiriyorlar ancak İlk Yaratıcınında bir dişi titreşim olduğunu da ekliyorlar.

Yokluktan ortaya çıkacak olan şey nötrdür. Eğer nötr olan ilk yaratıcı dişi ve erkek olarak yansımalar yapmışsa bunlar neredeler? Astral boyutta her akıllı varlığın bir yansıması vardır. Klasik bir imaj ise her zaman belirgindir, karşımıza hep ana ve baba tanrılar çıkarlar. Yaşanmışlıktan dolayı nasıl ispat edilir bilemem ama, ilk yaratıcının dişi ve erkek tecellileri nerededirler? Başka türlü ne adalet ne de düzen var, tam bir kaos ve sanki cehennem.

Özgürlükçü bir İlahın yani İlk Yaratıcının, seçimlere saygı duyması gerek ve bu durum herşeyden önce bir gerektir ki, dişi ve erkek yansımalarının olması şart.

Ayrıca hayati sürekliliğin sağlanmsı için başlangıçta ilk yaratıcının nötr olması gerekir. Dişi ya da erkek olarak bir İlk Yaratıcının şahsı sürekliliği çağrıştırmaz. Sonra dişi ve erkek mevzu olacak ki bu kutuplar birbini tamamlamaya çalışarak hayat süreklilik kazanacaktır.

En iyisi bu gerçeği yaşamak. Bu kıt bilgimle ben fazla anlatamıyorum.

caserbix



27 Temmuz 2014 Pazar

28/07/2014-Pazar

Sunulan bu uyduruk medeniyetin kaynağını sorgulamak gerekir. Sunulanın kaynağı gayet yabanidir ve avcı-toplayıcı kültürden sapmış bir sömürgecilik anlayışını fonksiyon olarak kullanan bir faşist iktidarın işleridir.

Onlar çok ötedeler, kendilerince yükseklerin yükseğindeler ancak onları ve herkesi gözleyen İlk Yaratıcının da kapsamındalar.

Bu durum pozitif ve gelişimci bir süreci durduk yerde beslemez. Elbette yapılacak işler vardır.

Şimdi elimden geldiği kadar sizlere bir yaşantı şekli çizeceğim ve bu yaşantıyla onlar arasında bağlantı kuracağım.

Gündelik yaşamı gözünüzde canlandırın. Kişilerin birbirleriyle iletişimlerini, anlaşmazlıkları, hilebazlıkları, beklentileri, büyüklük taslamaları, ben merkezci tutumları hayalinizde örneklendirmeye çalışın. 

Örneğin, bir bayan bir başka bayana kötü bir söz söylemiştir diyelim ve kötü sözü söyleyene karşı bir nefret oluşmuştur ve bu nefretin ürettiği enerji ve belki de fiziksel hareket karşıdakine zarar vermeye başlamıştır. Bu nefretin ortaya koyduğu o kadar çok şey olabilir ki karşıdakini kendine bağımlı hale getirmeye de çalışmış olabilir, onlar birbirinin yüzünü görmüyor ama nefret güden kişi karşıdakine olmadık zorluklar çıkartıp duruyorda olabilir. Bunu enerjilerle, oluşturduğu holografik gerçekliklerle yapıyor ve belki karşıdakini bir çıkmaz oyunun içine hapsediyor...

Bütün bir kozmostaki evrensel sosyal yaşamda olan bitenlerde bizim gündelik yaşamda olan bitenler gibidir. Sanmayın ki olayların aslında yüksek seviye çağdaş erdemlerle ilgili, toplumsal olayların devletsel düzeyde ya da akademik düzeyde değerlendirilmesi ve toplumsal örgütlemmelerle bunlara çare bulunması vs olduğunu...Bir kıskaçlık yüzünden bir devlet kurup savaşlar başlatmışlardır vb. Kıskançlık sebebi nedir ki acaba? Belki de, yüzüne bir tokat atmıştır ve özür de dilememiştir.

Gerçek hayatla tanıştıkça, kocaman kocaman kendilerince ilahi varlıkların, nelerle uğraştığına hayret edeceksiniz.

Bütün bunlardan sıyrılıp, düzenli bir spiritüel gelişim için sistemler oluşturan ve doğal gelişimden faydalananmaya çalışanlar var ama bu kişiler de, üstlerinden bazılarının köleliğinden ve kendi şımarık zevklerine hizmet etmekten de kurtulamıyorlar.

İşte bu ben merkezci, şımarık, sadist iktidarlar bu evrende ve başka evrenlerde oluşturdukları sahip-köle anlayışlı sistemlerle nice kitleleri yönetmekteler.

Kanal mesajlarında, köle olan erdemli kişi, kanal olan medyuma anlattıkça anlatıyor, her anlatışında kendisine pozitif kapılar açtığını zannettiği sahibine daha çok köle sağlıyor. Kendisine hazırlanan yapay yaşantıları yaşayarak ve yapay boyutsal mekanlarda kendince bir rahatlık içinde yaşıyor.

İlklerden olmanın verdiği güçle örmüşler ağlarını. Ben toplum diyorum, onlar hiyerarşi diyor. Ben birey diyorum onlar parça olmak diyor. Ben kendin olmak diyorum onlar bana benimsin diyor.

caserbix

28/07/2014-Pazar

Vizyonları ciddiye almalı. Vizyon derken gelecekle ilgili olarak görülen durugörü görüntülerden  bahsediyorum.

Vizyon görmek için düşünceleriniz serbest bırakmalısınız. Hayalleriniz böylelikle size çeşitli görüntüler göstemeye başlarlar. Bu hayaller boyutu düşünsel hayallerimize bağlı bir yansıma şeklinde gerçekleşmektedir. Zihnimizde ki hayaller başka bu vizyon yansımalar başkadır. 

Bu hayali yansımalar ya da holografik yansımalar sadece vizyonlar oluşturmazlar, onlar her zaman bizim için hayatımızı yapılandıran ve geliştiren önceliklerdir ve yardımcılardır.

İnsan, bünyesinde çok şey gerçekleştirir. Önemli olan kendinize karşı yabancılaşmadan, doğal özelliklerimiz ve fonksiyonlarımızla barışık olmaktır.

caserbix

25 Temmuz 2014 Cuma

17/07/2014-Perşembe

Onlar kendilerini iyice hissettirmeye başladılar, cennetleri de hazır cehennemleri de hazır. Bize başka bir alternatif bırakmadan, sözde ilahi sözleriyle rotamızı her zaman ki gibi çiziyorlar ve bizi prensiplerine uymamıza şartlandırıyorlar. Evet onlar, benzer tanrıçalar ve benzer tanrılar ordusunun hayatımızla ne kadar içli dışlı olduğuna dikkat ettiniz mi? Binlerce yıl önce de onlara tapılıyordu ve yardım isteniyordu, şimdilerde ise bu durumlarla ilgili kanal mesajlarıyla daha güçlü bir çekim oluşturulmaya çalışılıyor.
 
Bu mesajlar arasında ki, pozitif ve gelişimsel diyebileceğim satırları seçiyorum ve bazen internet ortamında paylaşıyorum. Ne kadar çaresiz olduğumu düşünün.
 
Onlar herşey olabilirler ama asla tanrı olamazlar. Onlara ilah, tanrıça, tanrı vb. denilebilir ama asla onlar gerçek anlamda Tanrı olamazlar ve onlar ancak yüksek anlamda bir melike ya da melikliği ifade etmekten öteye geçemezler.
 
İlahi kitap denilen kitaplarla, Sümerler ve mitoloji arasında bağlantı kurarsanız, bu benzetme ilahların aslında kimler olduklarını da görürsünüz.
 
caserbix

11/07/2014-Cuma

Hayal ettiğiniz herşey gerçekleşebilir ama neden istediğimiz gibi olmuyor. Şöyle bir önyargı olabilir, çünkü böyle bir durum yanlıştır, saçmalıktır diye. Ve şuna inanıyorum ki, birçok kişi de pes edecektir.

Bunun için özgürleşmek gerekir. Nasıl özgür olabiliriz ki, bir eşyanın parasını verdiğimizde bizim olduğunu zannediyoruz ama öyle değil. Her eşyanın birde ilk hali yani hologramik ve ilerisinde enerjisel hali çok önemlidir. Şimdi işler değişir çünkü o eşyayı İlk Yaratan kim ise, onun eşya üzerinde ki hakimiyeti mutlaka kısmen de olsa vardır.

Gerçekte kaç yaşındasınız? Eğer reenkarnasyona da inanmıyorsanız özgürlüğü unutun.

Ruhlarımız özgür mü?

Ruh nedir? Ruh hakkında çok şey söyleniyor. Ruh hakkında söylenen en gerçekçi ifadeler bile bazı öğretilmiş kalıpların zihinde canlandırılarak doğruluğuna kesin kanaat getirilmesiyle oluyor. Ancak ruhu anlamak için gelişmek denen o olmazsa olmazı sonsuz ve pozitif anlamda gerçekleştimeye çalışmak gerekir. Bu dünyada ve öteki yaşamlarımızda yapacağımız temel uğraş gelişmektir. Bu gelişim ruhsal denilen gelişimdir.
 

Bilinç ruh değildir, insan özü ruh değildir. Ben ruh değildir.  Ruh demek dedublüman değildir. Ruh aynı zamanda ilahi olanla ve gerçek evrensel toplumla olan uyumlulukla ilgilidir.  İnsan varlığında yer alması da iki şekilde olur. Birinci halde kölelik ikinci halde özgürlük...

caserbix

06/07/2014-pazar

Spiritüel yükselişte bir inisiyasyon varsa birde inisiye eden aranır mutlaka. İnisiye eden olmadan bir inisiyasyondan da bahsedilebilir. Burada inisiyasyon kişinin kendi varoluşuna has özüne bağlı bir doğal gerçekleşim oldu. Ortada görünen bi rehber yok, inisiyeci yok, şeyh yok, guru yok görünüyor...

Ama bu durum sadece gerçek inisiyasyona geçişte kullanılan bir savunma mekanizması ve aslında gizli bir inisiyeci var.

İşte bu inisiyeci (genel anlamda ve geçici) İlk Yaratıcı olandan başkası değildir. Ama O sana sen olma seçeneğini sunar.

İşte bu insanlığın birgün yönelmede yoğun olacağı bir gerekliliktir.

Vicdanlarınız sizi tedirgin etmeye başlayacak ve gerçekliği arayacaksınız. Vicdanlar, kişilere azap çektirebilir. Bedensel anlamda rahatlığınız sabit bile olsa vicdanlarınız sizi sıkıştıracaktır.

Bu şuna benziyor; zalim bir yönetimin sizin temel ihitiyaçlarını karşılaması ama özgürlüklerinizede bir sınır çizmesi gibi. Çalıntı ürünü olan yemeklerle donatılmış bir sofrada karnını doyurmak gibi vs...

Ne yazacaktım, neler yazıyorum?

Uzak bir yerlerde, bir gezgende, tıpkı bizim gündelik yaşamımıza benzeyen bir hayat var. Bunun gibi farklı boyutlarda nice hayatlar var. Bakıyorum, aynı bizim gibi insanlar ama bir gariplik var ortada ve bir dinginlik. Öyle bir dinginlik ki, merakımı kat be artırıyor.

Oraya çıkıp gitmiş değilim, oraya benim ikiz bedenim olan yansımam gitti ve onun gözünden seyrediyorum. Havada süzülüyorum ve şehri tepeden seyrediyorum. Dedüblümanım gözünden yukarıdan bakarken yoldan geçen bir bayan gördüm. Başını kaldırıp bana, asabi bir şekilde baktığını hatırlıyorum. Ama bu duruma yabancı olmadığını hissettim. Sonra bir binaya doğru yöneldim. Orasının binaları bizim eski yapıların modern yapılarla birleştirilmiş hali gibi ve hiç boya ve sıva göremedim. Boyasız ve sıvasız bloklarlar şeklinde. Oymaları abartılmamış bir şekilde, sade ve ilgi çekici. Tapınakların dışındaki yapıların kendine has bir işçiliği var. Ama bu binalar insana huzur veriyor.

Binanın bir penceresinden, içeriyi seyrediyorum. Bir erkek çalışma masasına oturmuş. Burası bir büro olmalı. Bir kaç saniye sonra arkadan bir bayan yaklaşıyor. Erkeğin sağ omuzunun üzerinden bir kağıt uzatarak, erkeğe kağıtta yazanı gösteriyor. Ama konuşmuyorlar. Erkek kağıda birkaç saniye baktıktan sonra, bayan olan kağıdı aldı ve başka bir odaya geçti.

Konuşmadan telepatik olarak iletşim kurmak onlar için olağan birşey ancak ağızlarıyla da konuşuyorlar. Ağızlarıyla konuşarak iletişim sağlamak sanki onlar için özel bir kendini gerçekleştirme alanı, çünkü öyle kibar ve güzel cümleler kuruyorlar ki, kendimi ezik hissetmiştim.

Bu gezegenin kendine ait, özel bir  perdeleme sistemi var. Evet boyutsal olarak gizlenişlerini kendi ruhsal gelişimlerine bağlı olarak geliştirdileri değişik bir teknolojiyle yapıyorlar. Bu teknolojide, mekanik denilebilecek ürünler var, ancak bunlar teknolojinin dinamikleri değiller. Onlarda düşünce ve bedenlerindeki bazı özel güçler teknolojik temel dinamik oluyor.

Şöyle diyeyim, onlarda teknoloji, kendi beden sistemlerinin bir dışa vurumu şeklinde.

Bir meyve düşünüyor ve bu meyve oluşuveriyor. Bir meyve makinası yapmadan bunu yapabiliyorlar. Ama meyve üreten makinalara da sahipler. Bu makinalar, ki enerjisini, istenilen şekle göre yoğunlaştırıp yapılandırabiliyor.

Bu makinaya neden ihtiyaç duymuşlar. Şöyle bir sonuç çıkmıştı; evrensel denklik yasası gereği, bir makina gerçekleştirmişler.

Orası o kadar çekici ve rahatlatıcı bir ortam ki. Çünkü orada düşünceler ve hayaller hemen somut gerçekliklere dönüşmeye başlıyot. Kendine ait, kendine hitap eden, doğamıza uygun bir yapılanma ortaya çıkıyor. Bu huzur veriyor, en azından ilk karşılaşmada böyle.

Çakraları birer yaratma makinası gibi, her çakranın kendi boyutsallığında bir işlevi var. İste ve oluşsun oluşacak olan.

Cennet gibi değil mi? Hayır orası çok gelişmiş bir sömürgen-sömürge gezegen devleti. Gezegen devleti diyorum çünkü, başlarında bir melike var ve bu melike tüm gezegenin resmi en yüksek otoritesi ve sanmayınki bir meclis buna eşlik ediyor. Hayır bildiğimiz klasik krallık modeli.

Olay dahada değişik, öyle acaip bir yaşantı var ki, bizlerin mutlaka birgün karşılaşacağımız metafizik gerçeklerle dolu.

caserbix

06/07/2014-pazar

Önümüzde belki de karşılaştığımız olayların en büyüğü var. Burada sorulacak çok soru ve çözülmesi gereken çok problem mevcut. 
 
Sorularımızın cevabının büyük kısmı, şu anda kendini gerçekleştiren kozmik düzenin ne olduğu ve nasıl işlediğinde. Eğer yapıyı incelemezsek, bir sonraki adımımızla ilgili verdiğimiz kararın yanlış olması büyük olasılıktır.
 
Bunu neden yapmalıyız? Çünkü karşılaştığımız güçler bizlerin özgürlüklerini hiçe saymaktadır.
 
Evet, özgürlük, sorgulamayı gerektirecek ve neler olup bitiğini derin bir şekilde merak ettirecek kadar öz ve doğal bir gerekliliktir.
 
Herkes kendi varoluşunu yaşıyor ve birileri benim varoluşumun yegane sebebi gibi davranıyorsa, benim "siz ne yapmaya çalışıyorsunuz" demeye hakkım vardır.
Spiritüel macera yoğun bir harikuladeliği yaşattığı gibi, sanki bu muhteşemlikle yarışan hayal kırıklıklarınıda yaşatıyor.
 
Biz onlara göre neyiz? 
 
Biz onlara göre en başlangıçta kendilerinin oluşturduğu hologramlarız. Ve biz hologramlar maddi bir bedene sahip olarak adına insansı dedikleri bir yaşam formunu idame ettiriyoruz. 
 
Aslında astral boyutta hologramik varlıklar farklı şekilde isimlendiriliyor ama bende elimden geldiği kadar görünen literatüre uyumlu olmaya çalışacağım. Ama görünen literatürü kullanmıyorum, uyumlu olmaya çalışıyorum.

Neyse. Biz hologramların yegane varlık ve varoluş sebebi olduklarını zanneden bu yüksek varlıklar, hayatımızla ilgili her sorunun ve problemin cevabına muhatap olmayı kendilerine görev bilmiş olarak hayatımızla içiçe yaşamaktalar. 
Bunlar tanrılar ve tanrıçalar olarak kendilerini ifade eden bedensel anlamda çok gelişmiş varlıklardır.
 
Bu varlıklar tam bir teslimiyet ve itaat isterler. Kişinin öz varlığına sahip çıktığı gibi, hayatını nasıl süreçleyeceğine dair her şeyide belirleme konumunda olma aldanışıyla milyarlarca yıldır, bizlerin üzerinden geçinip giderler.
 
Bir sınıra kadar herşey iyidir, ama yüksek seviye denilen o zorbalık merkezini hisestmeye başladığınızda, yaşadığınız her şeyin aslında çok iyi hazırlanmış yapay sunumlar/yaşantılar olduğunu farkedeceksiniz. Burada seçim yapmaya zorlanacaksınız. Ya bu faşist hegomonyaya teslim olursunuz ve keyfinizi öyle sürersiniz ya da gerçek nedir? sorusunu sorarak yolunuza devam edersiniz.
 
Şöyle bir mecburiyet dillendirilir, "ben hayatınım bende yaşamalısın" (kendi oluşturduğu yaşantılara kişeleri hapsedecek). Oysa hayat sen olamazsın ve bunu söyleyen kişide bu genel hayatı yaşamaktadır tıpkı benim gibi.
 
Oyun kurucular hiç masum değiller. Masum olmadıkları daha en başta "oyun" gibi bir zırvalığı "hayata" eşdeğer olarak gerçekleştirmeye çalıştıklarından anlayabilirsiniz. Neden oyun, verilen cevap çok saçma "sıkılmışlar ve tekdüzelikten kurtulmak için oyunu ortaya koymuşlar". Burada hiçmi düşünmemişler düşünce denilen süreçte iyilik ve kötülük değişkenleri varken ve hayatın kendisinde iyilik ve kötülük kavramları varken oyun neden? Çünkü oyun onların tuzağı.
 
Oyunun nasıl bir kaosa yol açtığını anlatmaya çalışacağım.
Hayat yerine biz bir kugulanmış, yapay bir tiyatral oyun oynanmaya zorlanıyorsak, kazançlarımızın gerçekliğinden şüphe etmemiz gerek. Yani tiyatroda kazandığımızı gerçek hayatta kazanamamış oluyoruz. 
 
Şu da eklenebilir, oyunda kazandığımızın gerçek hayatta karşılığı denk olan birşey mi. 
 
Bu durum elma isteyen birine al bu elma diyerek armutu vermeye benziyor. Oksijene ihitiyacı olan bir varlığı  daha doğar doğmaz, bir oksijen cihazına bağlamaya da benziyor. belkide ben oksijen solumak zorunda değildim, bu ayrı bir konu.
 
Ben doğal olan A yaşantısını yaşayacakken yapay olan B yaşantısını A yerine yaşayamam ki.
 
Lütfen bu farkındalığı farketmeye çalışın.
 

Daha başka neler oluyor? Yapay bir kurguda gerçekleşen her enerji de yapaydır. Sevgi enerjisinin dahi oyun boyutuna has bir şekilde yapay olduğunu düşünün. Hatta duygularımızın dahi yapay olduğunu düşünün.
 
Eğer hayat yerine oyunu sunarsanız, bütün bir kozmos kendi yapay oyun matrixini oluşturacak ve oyun kurucuları da dahil edecektir.  Bu kozmosun bir savunma mekanizmasıdır. 
 
caserbix

04/07/2014-cuma

Kalbimde biraz mutluluk buna rağmen derin bir acı var, öyle bir derin acı ki buna dayanmakta zorlanıyorum.

Hayal kırıklıklarının eseri olan duygular kolayca yok olmaz ancak bundan daha zor olan birşey var ki, bu evrendeki zulmün yok olmasıdır.

Sevgi, şefkat, gelişmek, medeniyet vs desenizde, ortaya koyduğunuz her pozitif gerekliliğin bir çırpıda faşist bir körlükle, üstelik aynı değerlerle karşılık verilerek, nasıl hiçe sayıldığını anlamak için daha ötelere, ötelerinde nihayeti olan asıllara doğru bir yolculuk yapmanız gerekir. Bu yolculuk illa ki spiritüel, metafiziksel ve kozmik olmalı.

Tanrının Zatı, neden bu kadar duyarsızsın?

caserbix