Spiritüel yükselişte bir inisiyasyon varsa birde inisiye eden aranır mutlaka. İnisiye eden olmadan bir inisiyasyondan da bahsedilebilir. Burada inisiyasyon kişinin kendi varoluşuna has özüne bağlı bir doğal gerçekleşim oldu. Ortada görünen bi rehber yok, inisiyeci yok, şeyh yok, guru yok görünüyor...
Ama bu durum sadece gerçek inisiyasyona geçişte kullanılan bir savunma mekanizması ve aslında gizli bir inisiyeci var.
İşte bu inisiyeci (genel anlamda ve geçici) İlk Yaratıcı olandan başkası değildir. Ama O sana sen olma seçeneğini sunar.
İşte bu insanlığın birgün yönelmede yoğun olacağı bir gerekliliktir.
Vicdanlarınız sizi tedirgin etmeye başlayacak ve gerçekliği arayacaksınız. Vicdanlar, kişilere azap çektirebilir. Bedensel anlamda rahatlığınız sabit bile olsa vicdanlarınız sizi sıkıştıracaktır.
Bu şuna benziyor; zalim bir yönetimin sizin temel ihitiyaçlarını karşılaması ama özgürlüklerinizede bir sınır çizmesi gibi. Çalıntı ürünü olan yemeklerle donatılmış bir sofrada karnını doyurmak gibi vs...
Ne yazacaktım, neler yazıyorum?
Uzak bir yerlerde, bir gezgende, tıpkı bizim gündelik yaşamımıza benzeyen bir hayat var. Bunun gibi farklı boyutlarda nice hayatlar var. Bakıyorum, aynı bizim gibi insanlar ama bir gariplik var ortada ve bir dinginlik. Öyle bir dinginlik ki, merakımı kat be artırıyor.
Oraya çıkıp gitmiş değilim, oraya benim ikiz bedenim olan yansımam gitti ve onun gözünden seyrediyorum. Havada süzülüyorum ve şehri tepeden seyrediyorum. Dedüblümanım gözünden yukarıdan bakarken yoldan geçen bir bayan gördüm. Başını kaldırıp bana, asabi bir şekilde baktığını hatırlıyorum. Ama bu duruma yabancı olmadığını hissettim. Sonra bir binaya doğru yöneldim. Orasının binaları bizim eski yapıların modern yapılarla birleştirilmiş hali gibi ve hiç boya ve sıva göremedim. Boyasız ve sıvasız bloklarlar şeklinde. Oymaları abartılmamış bir şekilde, sade ve ilgi çekici. Tapınakların dışındaki yapıların kendine has bir işçiliği var. Ama bu binalar insana huzur veriyor.
Binanın bir penceresinden, içeriyi seyrediyorum. Bir erkek çalışma masasına oturmuş. Burası bir büro olmalı. Bir kaç saniye sonra arkadan bir bayan yaklaşıyor. Erkeğin sağ omuzunun üzerinden bir kağıt uzatarak, erkeğe kağıtta yazanı gösteriyor. Ama konuşmuyorlar. Erkek kağıda birkaç saniye baktıktan sonra, bayan olan kağıdı aldı ve başka bir odaya geçti.
Konuşmadan telepatik olarak iletşim kurmak onlar için olağan birşey ancak ağızlarıyla da konuşuyorlar. Ağızlarıyla konuşarak iletişim sağlamak sanki onlar için özel bir kendini gerçekleştirme alanı, çünkü öyle kibar ve güzel cümleler kuruyorlar ki, kendimi ezik hissetmiştim.
Bu gezegenin kendine ait, özel bir perdeleme sistemi var. Evet boyutsal olarak gizlenişlerini kendi ruhsal gelişimlerine bağlı olarak geliştirdileri değişik bir teknolojiyle yapıyorlar. Bu teknolojide, mekanik denilebilecek ürünler var, ancak bunlar teknolojinin dinamikleri değiller. Onlarda düşünce ve bedenlerindeki bazı özel güçler teknolojik temel dinamik oluyor.
Şöyle diyeyim, onlarda teknoloji, kendi beden sistemlerinin bir dışa vurumu şeklinde.
Bir meyve düşünüyor ve bu meyve oluşuveriyor. Bir meyve makinası yapmadan bunu yapabiliyorlar. Ama meyve üreten makinalara da sahipler. Bu makinalar, ki enerjisini, istenilen şekle göre yoğunlaştırıp yapılandırabiliyor.
Bu makinaya neden ihtiyaç duymuşlar. Şöyle bir sonuç çıkmıştı; evrensel denklik yasası gereği, bir makina gerçekleştirmişler.
Orası o kadar çekici ve rahatlatıcı bir ortam ki. Çünkü orada düşünceler ve hayaller hemen somut gerçekliklere dönüşmeye başlıyot. Kendine ait, kendine hitap eden, doğamıza uygun bir yapılanma ortaya çıkıyor. Bu huzur veriyor, en azından ilk karşılaşmada böyle.
Çakraları birer yaratma makinası gibi, her çakranın kendi boyutsallığında bir işlevi var. İste ve oluşsun oluşacak olan.
Cennet gibi değil mi? Hayır orası çok gelişmiş bir sömürgen-sömürge gezegen devleti. Gezegen devleti diyorum çünkü, başlarında bir melike var ve bu melike tüm gezegenin resmi en yüksek otoritesi ve sanmayınki bir meclis buna eşlik ediyor. Hayır bildiğimiz klasik krallık modeli.
Olay dahada değişik, öyle acaip bir yaşantı var ki, bizlerin mutlaka birgün karşılaşacağımız metafizik gerçeklerle dolu.
caserbix
İşte bu inisiyeci (genel anlamda ve geçici) İlk Yaratıcı olandan başkası değildir. Ama O sana sen olma seçeneğini sunar.
İşte bu insanlığın birgün yönelmede yoğun olacağı bir gerekliliktir.
Vicdanlarınız sizi tedirgin etmeye başlayacak ve gerçekliği arayacaksınız. Vicdanlar, kişilere azap çektirebilir. Bedensel anlamda rahatlığınız sabit bile olsa vicdanlarınız sizi sıkıştıracaktır.
Bu şuna benziyor; zalim bir yönetimin sizin temel ihitiyaçlarını karşılaması ama özgürlüklerinizede bir sınır çizmesi gibi. Çalıntı ürünü olan yemeklerle donatılmış bir sofrada karnını doyurmak gibi vs...
Ne yazacaktım, neler yazıyorum?
Uzak bir yerlerde, bir gezgende, tıpkı bizim gündelik yaşamımıza benzeyen bir hayat var. Bunun gibi farklı boyutlarda nice hayatlar var. Bakıyorum, aynı bizim gibi insanlar ama bir gariplik var ortada ve bir dinginlik. Öyle bir dinginlik ki, merakımı kat be artırıyor.
Oraya çıkıp gitmiş değilim, oraya benim ikiz bedenim olan yansımam gitti ve onun gözünden seyrediyorum. Havada süzülüyorum ve şehri tepeden seyrediyorum. Dedüblümanım gözünden yukarıdan bakarken yoldan geçen bir bayan gördüm. Başını kaldırıp bana, asabi bir şekilde baktığını hatırlıyorum. Ama bu duruma yabancı olmadığını hissettim. Sonra bir binaya doğru yöneldim. Orasının binaları bizim eski yapıların modern yapılarla birleştirilmiş hali gibi ve hiç boya ve sıva göremedim. Boyasız ve sıvasız bloklarlar şeklinde. Oymaları abartılmamış bir şekilde, sade ve ilgi çekici. Tapınakların dışındaki yapıların kendine has bir işçiliği var. Ama bu binalar insana huzur veriyor.
Binanın bir penceresinden, içeriyi seyrediyorum. Bir erkek çalışma masasına oturmuş. Burası bir büro olmalı. Bir kaç saniye sonra arkadan bir bayan yaklaşıyor. Erkeğin sağ omuzunun üzerinden bir kağıt uzatarak, erkeğe kağıtta yazanı gösteriyor. Ama konuşmuyorlar. Erkek kağıda birkaç saniye baktıktan sonra, bayan olan kağıdı aldı ve başka bir odaya geçti.
Konuşmadan telepatik olarak iletşim kurmak onlar için olağan birşey ancak ağızlarıyla da konuşuyorlar. Ağızlarıyla konuşarak iletişim sağlamak sanki onlar için özel bir kendini gerçekleştirme alanı, çünkü öyle kibar ve güzel cümleler kuruyorlar ki, kendimi ezik hissetmiştim.
Bu gezegenin kendine ait, özel bir perdeleme sistemi var. Evet boyutsal olarak gizlenişlerini kendi ruhsal gelişimlerine bağlı olarak geliştirdileri değişik bir teknolojiyle yapıyorlar. Bu teknolojide, mekanik denilebilecek ürünler var, ancak bunlar teknolojinin dinamikleri değiller. Onlarda düşünce ve bedenlerindeki bazı özel güçler teknolojik temel dinamik oluyor.
Şöyle diyeyim, onlarda teknoloji, kendi beden sistemlerinin bir dışa vurumu şeklinde.
Bir meyve düşünüyor ve bu meyve oluşuveriyor. Bir meyve makinası yapmadan bunu yapabiliyorlar. Ama meyve üreten makinalara da sahipler. Bu makinalar, ki enerjisini, istenilen şekle göre yoğunlaştırıp yapılandırabiliyor.
Bu makinaya neden ihtiyaç duymuşlar. Şöyle bir sonuç çıkmıştı; evrensel denklik yasası gereği, bir makina gerçekleştirmişler.
Orası o kadar çekici ve rahatlatıcı bir ortam ki. Çünkü orada düşünceler ve hayaller hemen somut gerçekliklere dönüşmeye başlıyot. Kendine ait, kendine hitap eden, doğamıza uygun bir yapılanma ortaya çıkıyor. Bu huzur veriyor, en azından ilk karşılaşmada böyle.
Çakraları birer yaratma makinası gibi, her çakranın kendi boyutsallığında bir işlevi var. İste ve oluşsun oluşacak olan.
Cennet gibi değil mi? Hayır orası çok gelişmiş bir sömürgen-sömürge gezegen devleti. Gezegen devleti diyorum çünkü, başlarında bir melike var ve bu melike tüm gezegenin resmi en yüksek otoritesi ve sanmayınki bir meclis buna eşlik ediyor. Hayır bildiğimiz klasik krallık modeli.
Olay dahada değişik, öyle acaip bir yaşantı var ki, bizlerin mutlaka birgün karşılaşacağımız metafizik gerçeklerle dolu.
caserbix
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder