25 Temmuz 2014 Cuma

06/07/2014-pazar

Önümüzde belki de karşılaştığımız olayların en büyüğü var. Burada sorulacak çok soru ve çözülmesi gereken çok problem mevcut. 
 
Sorularımızın cevabının büyük kısmı, şu anda kendini gerçekleştiren kozmik düzenin ne olduğu ve nasıl işlediğinde. Eğer yapıyı incelemezsek, bir sonraki adımımızla ilgili verdiğimiz kararın yanlış olması büyük olasılıktır.
 
Bunu neden yapmalıyız? Çünkü karşılaştığımız güçler bizlerin özgürlüklerini hiçe saymaktadır.
 
Evet, özgürlük, sorgulamayı gerektirecek ve neler olup bitiğini derin bir şekilde merak ettirecek kadar öz ve doğal bir gerekliliktir.
 
Herkes kendi varoluşunu yaşıyor ve birileri benim varoluşumun yegane sebebi gibi davranıyorsa, benim "siz ne yapmaya çalışıyorsunuz" demeye hakkım vardır.
Spiritüel macera yoğun bir harikuladeliği yaşattığı gibi, sanki bu muhteşemlikle yarışan hayal kırıklıklarınıda yaşatıyor.
 
Biz onlara göre neyiz? 
 
Biz onlara göre en başlangıçta kendilerinin oluşturduğu hologramlarız. Ve biz hologramlar maddi bir bedene sahip olarak adına insansı dedikleri bir yaşam formunu idame ettiriyoruz. 
 
Aslında astral boyutta hologramik varlıklar farklı şekilde isimlendiriliyor ama bende elimden geldiği kadar görünen literatüre uyumlu olmaya çalışacağım. Ama görünen literatürü kullanmıyorum, uyumlu olmaya çalışıyorum.

Neyse. Biz hologramların yegane varlık ve varoluş sebebi olduklarını zanneden bu yüksek varlıklar, hayatımızla ilgili her sorunun ve problemin cevabına muhatap olmayı kendilerine görev bilmiş olarak hayatımızla içiçe yaşamaktalar. 
Bunlar tanrılar ve tanrıçalar olarak kendilerini ifade eden bedensel anlamda çok gelişmiş varlıklardır.
 
Bu varlıklar tam bir teslimiyet ve itaat isterler. Kişinin öz varlığına sahip çıktığı gibi, hayatını nasıl süreçleyeceğine dair her şeyide belirleme konumunda olma aldanışıyla milyarlarca yıldır, bizlerin üzerinden geçinip giderler.
 
Bir sınıra kadar herşey iyidir, ama yüksek seviye denilen o zorbalık merkezini hisestmeye başladığınızda, yaşadığınız her şeyin aslında çok iyi hazırlanmış yapay sunumlar/yaşantılar olduğunu farkedeceksiniz. Burada seçim yapmaya zorlanacaksınız. Ya bu faşist hegomonyaya teslim olursunuz ve keyfinizi öyle sürersiniz ya da gerçek nedir? sorusunu sorarak yolunuza devam edersiniz.
 
Şöyle bir mecburiyet dillendirilir, "ben hayatınım bende yaşamalısın" (kendi oluşturduğu yaşantılara kişeleri hapsedecek). Oysa hayat sen olamazsın ve bunu söyleyen kişide bu genel hayatı yaşamaktadır tıpkı benim gibi.
 
Oyun kurucular hiç masum değiller. Masum olmadıkları daha en başta "oyun" gibi bir zırvalığı "hayata" eşdeğer olarak gerçekleştirmeye çalıştıklarından anlayabilirsiniz. Neden oyun, verilen cevap çok saçma "sıkılmışlar ve tekdüzelikten kurtulmak için oyunu ortaya koymuşlar". Burada hiçmi düşünmemişler düşünce denilen süreçte iyilik ve kötülük değişkenleri varken ve hayatın kendisinde iyilik ve kötülük kavramları varken oyun neden? Çünkü oyun onların tuzağı.
 
Oyunun nasıl bir kaosa yol açtığını anlatmaya çalışacağım.
Hayat yerine biz bir kugulanmış, yapay bir tiyatral oyun oynanmaya zorlanıyorsak, kazançlarımızın gerçekliğinden şüphe etmemiz gerek. Yani tiyatroda kazandığımızı gerçek hayatta kazanamamış oluyoruz. 
 
Şu da eklenebilir, oyunda kazandığımızın gerçek hayatta karşılığı denk olan birşey mi. 
 
Bu durum elma isteyen birine al bu elma diyerek armutu vermeye benziyor. Oksijene ihitiyacı olan bir varlığı  daha doğar doğmaz, bir oksijen cihazına bağlamaya da benziyor. belkide ben oksijen solumak zorunda değildim, bu ayrı bir konu.
 
Ben doğal olan A yaşantısını yaşayacakken yapay olan B yaşantısını A yerine yaşayamam ki.
 
Lütfen bu farkındalığı farketmeye çalışın.
 

Daha başka neler oluyor? Yapay bir kurguda gerçekleşen her enerji de yapaydır. Sevgi enerjisinin dahi oyun boyutuna has bir şekilde yapay olduğunu düşünün. Hatta duygularımızın dahi yapay olduğunu düşünün.
 
Eğer hayat yerine oyunu sunarsanız, bütün bir kozmos kendi yapay oyun matrixini oluşturacak ve oyun kurucuları da dahil edecektir.  Bu kozmosun bir savunma mekanizmasıdır. 
 
caserbix

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder